TANRI OĞULLARI & İLAHİ VARLIKLAR KİMLERDİR?

İÇİNDEKİLER

30 Ekim 1938. Cadılar Bayramı’ndan hemen önceki geceydi ve pek çok Amerikalı radyolarını Columbia Broadcasting System’e ayarlamıştı; yayın henüz hava durumunu bildirmeyi bitirmiş ve müzik çalmaya başlamıştı. Birkaç dakika içinde yayın Mars’taki garip patlamalarla ilgili bir flaş haberle kesildi. Sunucu, daha fazla bilgi elde edilmesi halinde daha fazla duyuru yapılacağı konusunda dinleyicilere güvence verdi. Sonra müzik devam etti.

Gece ilerledikçe müzik sık sık kesildi, şimdi de korkunç bir istila haberi geliyordu. Mars’tan gelen uzaylılar New Jersey’e ve dünyanın dört bir yanındaki şehirlere inmişlerdi. Dünya geniş çaplı bir saldırı altındaydı. Yayını dinleyenlerin çoğu paniğe kapıldı ve hatta bazıları evlerinden kaçarak dağlara sığındı.

Ama bunların hepsi kurguydu.

Genç Orson Wells, H.G. Wells’in Dünyalar Savaşı kitabını yayına uyarlamış ve senaryoyu, hikâyeyi gerçek zamanda yaşanıyormuş gibi sunacak şekilde değiştirmişti. Pek çok dinleyici de bu kurguyu gerçek sanmıştı.

Paniğe kapılanlar eksik bilgilerle hareket ediyorlardı. Kanalın yayının başında ve sonunda bunun sadece bir tiyatro olduğu duyurusunu duymamışlardı. Hikâyenin sadece bir kısmını duyarak ortasına geldiklerinde, bağlamdan yoksundular ve gökyüzünün çökmekte olduğunu düşünerek kaçtılar.

Benzer şekilde, Yaratılış Kitabı’nda da bağlamından koparılarak okunduğunda pek çok kişinin Dünya’nın uzaylılar tarafından istila edildiğine inanmasına neden olan bir pasaj vardır. Şimdi bu şaşırtıcı ayete bir göz atalım:

Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar [Tanrı oğulları] insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler (Yaratılış 6:1, 2).

Bu ifade Yaratılış’tan Vahiy’e kadar Kutsal Kitap boyunca geçer: “İlahi varlıklar [Tanrı oğulları].” Bu yüzden bu ifadenin gerçekte ne demek istediğini anladığımızdan emin olmamızın önemli olduğunu düşünüyorum, sizce de öyle değil mi?

Bazıları “Tanrı oğulları” ya da “İlahi varlıklar” teriminin dünya dışı istilacıları ifade ettiğine inanmaktadır. Bu varlıkların düşmüş melekler ya da uzaydan gelen, dişi insanları eş olarak alan ve kayda değer bazı çocuklar üreten kötü uzaylılar olduğuna inanırlar. Bu inancı, bu birleşmelerden doğan çocukların neden “Nefiller” (4. ayet) olduklarının tek açıklamasının bu olduğunu söyleyerek akla uygun hale getirirler. Ayrıca bu kutsal olmayan birlikteliklerin, Tufan’a yol açan insanoğlunun artan kötülüğünün nihai sorumlusu olduğuna inanırlar.

Bazı Kutsal Kitap çevirileri açıkça şöyle der: “Kızlarından bazıları o kadar güzeldi ki, doğaüstü varlıklar gelip istedikleriyle evlendiler”. Ancak bu çeviri orijinal İbranice ile pek uyumlu değildir. Dahası, İsa’nın zamanında pek çok uydurma kitap ortalıkta dolaşmaktaydı; bu eserlerin bazılarında da bu tür garip yorumlar bulunmaktaydı.

Örneğin, Enok Kitabı’nı hiç duydunuz mu? Kutsal Kitap’ta yer almaz, ancak Yahuda Kitabı’nda kısaca bahsedilir. Yahuda’nın yazarı aslında İsa’nın yaşadığı döneme ait popüler bir uydurma eser olan Enok’tan birkaç satır aktarır. (Aslında Enok tarafından yazılmamıştır.) Enok Kitabı, daha modern bir eser olan Çarmıh Yolcusu’na (The Pilgrim’s Progress) benzer bir masal kitabıydı.

Yahuda, Enok Kitabı’ndan bir hakikat zerresi çıkarmıştır, ancak bu, Enok Kitabı’ndaki diğer her şeyin doğruluğuna dair bir onay olarak görülmemelidir. Aynı şekilde, John Bunyan’dan bir ya da iki alıntı yaparak, onun alegorilerinden küçük bir hakikat çekirdeği paylaşarak Kutsal Ruh dolu bir vaaz verilebilir. Bu durum hikâyelerin tamamının doğru olduğu anlamına gelmez.

Unutmayın, hiçbir Hıristiyan dinsel otorite -Katolikler ya da Protestanlar- Enok’un Kitabı’nı kendi inançlarının nihai kanonuna koymayı seçmemiştir. Onlar bu kitabın gerçek olmaktan çok mitolojik olduğunu ve kesinlikle Kutsal Kitap’la eşit düzeyde esinlenmediğini kabul etmişlerdir.

Şimdi yerini anladığınıza göre, işte Enok’un Kitabı Tanrı oğulları hakkında ne söylüyor:

İnsanoğulları çoğalınca, güzel ve alımlı kızları oldu. Melekler, göklerin çocukları onları görüp onlara karşı şehvet hissettiler. Birbirlerine dediler ki: ‘Gelin insanların arasından kendimize eşler seçelim ve onlardan çocuklarımız olsun.’ (7:1-2).

İlk kilise önderlerinden bazıları bu satırı okumuş, gözlerini iki kez kırpmış ve gerçekten de böyle olmuş olabileceğini düşünmüşlerdir. Sonuç olarak, Tanrı’nın halkından bazıları bu masalı inançlarından hiçbir zaman tamamen çıkaramamıştır. Bununla birlikte, bu hayali bir yorumdur ve ciddiye alınırsa, aslında Kutsal Kitap’ın diğer pek çok öğretisinde büyük sorunlara neden olur.

Aslında bu bölümü anlamak için bir başka önemli neden daha vardır. Yaratılış 6’da özellikle de ilk birkaç ayette olanlar, Nuh’un zamanında Dünya’nın bir tufanla yok olmasına yol açan dünya koşullarını yansıtmaktadır. Ayrıca bu olaylar günümüzde de tekrarlanmaktadır. Dolayısıyla Kutsal Kitap’ın burada gerçekten ne söylediğini ve ne söylemediğini anlamak bizim için yararlıdır.

“Tanrı oğullarının” düşmüş meleklere gönderme yaptığını iddia etmek ilk bakışta merak uyandırıcı bir sonuç gibi görünebilir. Ancak göreceğimiz gibi, bu pasajı çevreleyen bağlamı anlamadan, aslında bazı efsanelerin gerçek olduğuna inanmak konusunda aklınız karışabilir.

Kutsal Yazılar’ın bize ne söylediği konusunda bir kafa karışıklığı varsa, bu genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Dinsel önderlerin cennette evlilik konusunda akılları karıştığında, İsa onlara şöyle demiştir: “Ne Kutsal Yazılar’ı ne de Tanrı’nın gücünü biliyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi?” (Markos 12:24). Başka bir deyişle, İsa burada, “Söylediklerimi anlamıyorsunuz, çünkü Tanrı Sözü’nü bilmiyorsunuz” demektedir. Neyse ki, Kutsal Kitap’tan biraz daha fazla bilgi toplayarak ve Kutsal Yazılar’ı Kutsal Yazılar’la karşılaştırarak İlahi Varlıklar ile ilgili her türlü karmaşayı gayet kolay bir şekilde giderebiliriz.

 

Melekler Ruhtur

Kral James Kutsal Kitabı “Tanrı oğulları” ya da “İlahi varlıklar” terimini iki temel şekilde 11 defa kullanır. Ancak bu terimi hiçbir zaman meleksel bir varlığa atıfta bulunmak için kullanmaz.

“Rüzgârları kendine haberci, yıldırımları hizmetkâr eden sensin” (Mezmurlar 104:4). Melekler ruhtur; etten bedenden değillerdir. Şu anda etrafımızdalar ama biz onları göremiyoruz. Genellikle ruhsal formlarında kalırlar ve dünyamızla çok az fiziksel bütünleşmeleri vardır- okula gitmezler, iş bulmazlar ya da aile kurmazlar. “Bütün melekler kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar değil midir?” (İbraniler 1:14).

Evlenmek ve çocuk sahibi olmak isteseler bile bunu yapamazlar; insan DNA’sına sahip değiller. Bir denizanasının bir dağ keçisiyle evlenmesi, meleklerin insanlarla evlenmesinden daha kolay olurdu. Bu nedenle, Yaratılış’taki pasajımızın düşmüş ya da kutsal meleklerin insanlarla evlenmesine atıfta bulunduğuna inanmak hiç de mantıklı değildir.

Melekler doğmazlar; yaratılırlar. Eğer Tanrı daha fazla melek isteseydi, üremeleri için onları insanlarla ya da başka meleklerle evlendirmesi gerekmezdi. Onları sıfırdan yaratabilirdi. Lusifer’den söz ederken Tanrı şöyle demiştir: “… Kakma ve oyma işlerin hep altındandı. Bunlar yaratıldığın gün hazırlanmışlardı” (Hezekiel 28:13).

Dahası, İsa bize meleklerin evlenmediğini açıkça söyler. Evlilik insanoğluna özgü bir kurumdur ve insanoğlu için tahsis edilmiştir. “Dirilişten sonra insanlar ne evlenir ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler” (Matta 22:30). Markos ve Luka da aynı şeyi söylemektedir: “Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrı’nın çocuklarıdırlar” (Luka 20:36; bazı çevirilerde “Tanrı oğulları” olarak çevrilmiştir). Burada İsa’nın melekler ve Tanrı oğulları arasında bir ayrım yaptığına dikkat edin. Bunlar ayrı ayrı sınıflandırılmıştır, yani aynı şey değildirler.

Eğer Tanrı oğulları melekler değilse,
o zaman onlar kimdir ya da nedir?

Kozmik Yaşam?

Pasajımızdaki Tanrı oğulları ifadesinde kastedilen uzay istilacıları olmasalar da Kutsal Kitap kâinatta başka yaşamlar olduğunu öğretiyor gibi görünmektedir. Kutsal Yazılar’da İsa’nın başka gezegenler yarattığı açıktır: Tanrı “bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu’yla bize seslenmiştir” (İbraniler 1:2).

Kayıp koyun kıssasında Dünya, Mesih’in kurtarmaya geldiği tek kayıp koyun, yoldan çıkmış gezgin bir dünyayı temsil eder. Tanrı’nın sonsuz varlığında, başka fiziksel varlıklarla başka dünyalar yarattığını hayal etmek kolaydır. Elbette, dünyamızdan önce O’nun serafim, keruvlar ve diğer meleklere sahip olduğunu biliyoruz, bu yüzden en azından bu dünya dışı yaratıkların olduğunu biliyoruz. “Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey … O’nda yaratıldı” (Koloseliler 1:16). “Ardından gökte, yeryüzünde, yer altında ve denizlerdeki bütün yaratıkların, bunlardaki bütün varlıkların şöyle dediğini işittim: ‘Övgü, saygı, yücelik ve güç sonsuzlara dek tahtta oturanın ve Kuzu’nun olsun!’” (Vahiy 5:13)

Bununla birlikte, yaratılan diğer varlıkların çoğunun bu dünyayı ziyaret etmemesi muhtemeldir. Dünya’nın günah adı verilen ölümcül ve bulaşıcı bir hastalığa yakalandığını ve karantinaya alındığımızı söyleyebiliriz. Karantinaya alınmış bir hastane koğuşuna girmesine izin verilenler yalnızca hastane personelidir; bu durumda Tanrı başhekimdir ve melekleri de hizmet eden ruhlardır.

Gezegenlerin Egemenleri

Binlerce yıl önce, cennette ilginç bir “dünya dışı” toplantı gerçekleşti. “Bir gün ilahî varlıklar Efendi’nin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, şeytan da onlarla geldi” (Eyüp 1:6).

Bu toplantıya Tanrı oğullarının yani İlahi varlıkların yanı sıra şeytanın kendisi de katılır. Şeytan Dünya’dan geldiğini söyler. Tanrı oğulları, Tanrı’nın evrenindeki düşmemiş dünyalarını temsilen oradaydılar. Şeytan ise Dünya’yı temsil etmek için orada bulunmaktaydı.

Şeytan neden dünyamızı temsil etsin ki? Başlangıçta Adem’in Dünya üzerinde egemenliği vardı. Tanrı tarafından ona boyun eğdirmek ve onu yönetmek için yaratılmıştı. Tanrı, Âdem ile Havva’ya şöyle dedi: “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun” (Yaratılış 1:28).

Âdem Tanrı’ya itaat ederken, dünya üzerindeki egemenliğin sahibiydi. Ancak Âdem günah işleyip şeytana itaat ettiğinde, bu egemenlik düşmana geçmiştir. “Söz dinleyen köleler gibi kendinizi kime teslim ederseniz, sözünü dinlediğiniz kişinin köleleri olduğunuzu bilmez misiniz? Ya ölüme götüren günahın ya da doğruluğa götüren söz dinlerliğin kölelerisiniz” (Romalılar 6:16).

İsa bile şeytandan “bu dünyanın egemeni” olarak söz etmiştir (Yuhanna 12:31). Aslında Matta 4:8-10’da şeytan, İsa’ya dünyanın egemenliğini devretmeyi teklif eder -eğer ki İsa ona boyun eğip tapınmayı kabul ederse. Eğer verecek olan kendisi olmasaydı, şeytanın Dünya’nın egemenliğini veremeyeceği mantıklıdır. Bu yüzden Tanrı dünya yöneticilerini ya da “Tanrı oğullarını” bir toplantıya çağırdığında, şeytan Dünya’yı temsil etmek üzere katılır.

Luka İncili’nde İsa’nın soyağacı Adem’e kadar uzanmaktadır. Luka’nın bu soy hakkında ne dediğine dikkat edin: “Enoş oğlu, Şit oğlu, Âdem oğlu, Tanrı Oğlu’ydu” (Luka 3:38).

Şit ile Âdem arasındaki fark göbek delikleridir. Âdem Tanrı’nın eliyle yaratılmıştır; Şit ise Havva’dan doğmuştur. Âdem Tanrı’nın oğluydu ve yeryüzüne egemen olmak için yaratılmıştı. Bu nedenle, Tanrı’nın oğulları için bir tanım, Tanrı’nın Kendi yarattığı dünyalar üzerinde egemenlik kurmak için yarattığı varlıklardır. Bu varlıklar doğmamışlardır ancak doğrudan Tanrı tarafından yaratılmışlardır.

Eyüp 38:7’de şöyle yazar: “Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken, ilahî varlıklar [Tanrı oğulları] sevinç çığlıkları attılar.” “Sabah yıldızları” meleklerdir, “İlahî varlıklar” ya da diğer bir deyişle “Tanrı’nın oğulları” ise diğer dünyaların liderleridir. (Bkz. Vahiy 1:20.)

Bunu açıklığa kavuşturduktan sonra, “Tanrı oğulları” teriminin ikinci kullanım şeklinden bahsedelim.

Doğruluğun Mirasçıları

Tanrı oğullarının diğer anlamı, Tanrı’nın Ruhu tarafından yeniden yaratılmış olan insanları ifade eder.

“Tanrı’nın Ruhu’yla yönetilenlerin hepsi Tanrı’nın oğullarıdır” (Romalılar 8:14). Matta 5:9, “Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek” diye eklemektedir. Burada İsa açıkça insanlardan söz etmektedir, ama herhangi bir insandan değil; bunlar barışı sağlayanlar, Tanrı’nın doğru çocuklarıdır. Bu hiçbir şekilde melekleri ya da uzaylıları kastettiği şeklinde yorumlanmamalıdır.

 “Kendisini kabul edip adına inananların hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi” (Yuhanna 1:12). Tanrı’nın çocukları olmayıp O’nu kabul ederek Tanrı’nın çocukları olanların varlığına dikkat edin. “Tanrı’nın Ruhu’yla yönetilenlerin hepsi Tanrı’nın oğullarıdır” (Romalılar 8:14).

“Tanrı oğulları” ifadesinin sadece erkekler anlamına gelmediğini belirtmek gerekir. Birçok Kutsal Kitap çevirisi bu ifadeyi “Tanrı’nın çocukları” olarak çevirmiştir. Galatyalılar 3:26, “Çünkü Mesih İsa’ya inandığınız için hepiniz Tanrı’nın oğullarısınız” der. Bir erkek ya da kadın inanç sayesinde “Tanrı’nın çocuğu” olur. Ve elbette bazı ayetlerde Tanrı’nın evlat edindiği oğul ve kızlardan söz edilir. “Evimde, evimin dört duvarı arasında oğullardan da kızlardan da daha iyi bir anıt ve ad vereceğim; yok edilemez, ebedî bir ad olacak bu” (Yeşaya 56:5).

Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlu’nu gönderdi. Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. Oğullar olduğunuz için Tanrı öz Oğlu’nun “Abba! Baba!” diye seslenen Ruhu’nu yüreklerinize gönderdi. Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Oğullar olduğunuz için de Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı (Galatyalılar 4:5–7; Yeşaya 56:5; Filipililer 2:15).

Bu ve diğer ayetlerden çıkan kaçınılmaz sonuç, Yaratılış 6’daki “Tanrı oğulları” ifadesinin Tanrı’nın doğru çocuklarını kastettiğidir.

İnsan Kızları

Bu, Yaratılış 6’da kullanılan “insan kızları” teriminin, insanların doğru olmayan çocuklarının kızlarına ya da Efendimiz’in adını anmayan insanlara atıfta bulunduğu anlamına gelir. Kutsal Kitap’taki pasajımızın bağlamında, “insan kızları” Kayin ve karısının çocuklarını ifade eder.

Devam etmeden önce, şüphecilerin Kutsal Kitap hakkında sormaktan hoşlandıkları en popüler sorulardan birini ele almak istiyorum; “Kayin’in karısı nereden geldi?” Bu, cevabınızı almak için okumaya devam etmeniz gereken bir başka örnektir. Yaratılış 5:4 bize Âdem ile Havva’nın birçok oğlu ve kızı olduğunu söyler. Âdem gibi 930 yıl yaşasaydınız ve yaşamınızın sadece yüzde 20’sinde sağlıklı, doğurgan ve üreme yeteneğine sahip olsaydınız, yine de yaklaşık 200 çocuk sahibi olacak zamanınız olurdu. Tanrı’nın verimli olma ve çoğalma buyruğuyla, Âdem ve Havva’nın soyunun oldukça fazla olduğuna şüphe yoktur.

İlk nesillerin neredeyse mükemmel olan sağlık ve canlılıkları düşünüldüğünde muhtemelen çok sayıda çocukları oluyordu demek yanlış olmaz. Bu yüzden Kayin şüphesiz birçok kız kardeşinden birini eş olarak aldı. Kutsal Kitap tarihinin bu noktasında, insanın genetik canlılığının zirvede olduğu dönemde, bu uygulamayı yasaklayan hiçbir şey bulunmuyordu. İbrahim üvey kız kardeşiyle evlenmiştir (Yaratılış 20:2). İshak kuzeniyle evlendi. Kız kardeşle evlenmenin yasaklanması Musa’nın zamanına kadar gerçekleşmemiştir; bunun nedeni muhtemelen genetik zayıflık ve doğacak çocuklarda sağlık sorunları görülme riskinin daha yüksek olmasıdır (Yasanın Tekrarı 27:22).

Başlangıçta Âdem ile Havva’nın iki oğlu vardı: Kabil ve Habil. Kabil Habil’i öldürünce Tanrı Âdem ile Havva’ya Şit adında bir oğul daha verdi. Onun da çocukları olmaya başladı ve “O zaman insanlar Efendi’yi adıyla çağırmaya başladı” (Yaratılış 4:25, 26). Ve Kutsal Kitap’ta gördüğümüz kadarıyla, Efendimiz’i adıyla çağıranlara Tanrı’nın oğulları denir. “Kendisini kabul edip adına inananların hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi” (Yuhanna 1:12). “O zaman Efendi’yi adıyla çağıran herkes kurtulacak” (Elçilerin İşleri 2:21).

Kabil kardeşini öldürdükten sonra Tanrı’nın huzurundan kovulmuştur. Yaratılış 4:16-17 bunu şöyle ifade eder: “Kabil Efendimiz’in huzurundan ayrıldı. Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarına yerleşti. Kabil karısıyla yattı. Karısı hamile kaldı ve Hanok’u doğurdu. Kabil o sırada bir kent kurmaktaydı. Kente oğlu Hanok’un adını verdi.”

Burada, Tufan’dan önce Kabil’in soyundan gelenler şehirlerde, Şit’in soyundan gelenler ise kırsal kesimde yaşıyorlardı. Ayrı kaldıkları süre boyunca, Tanrı oğulları dinsel inançlarında ve uygulamalarında temiz kalmışlardır.

Ancak sonunda birbirleriyle karışmaya başladılar. Belki de Tanrı oğulları, insan kızlarının yaşadığı şehirlerde daha kolay elde edilebilecek malzemelere ihtiyaç duyuyorlardı. Tanrı oğulları ve insanların kızları birbirlerini tanımaya, hatta dost olmaya başladılar. Durum ne olursa olsun, çok geçmeden Şit’in tanrısal oğulları ya da Tanrı oğulları, Kabil’in güzel kızlarının büyüsüne kapılarak, Kabil’in soyundan gelen bu “insan kızlarıyla” evlenmeye başladılar.

Başka bir deyişle, Tanrı’nın oğulları, ahlaki karakterlerini dikkate almadan, istedikleri gibi eşler -bedenlerini hoşnut eden kadınlar- almayı seçtiler. İyi öğütlere kulak asmadılar ve büyük olasılıkla anne babalarının onayını almadılar, Tanrı’ya danışmadılar ve O’nun bu konudaki isteğini dikkate almadılar.

Karma Evlilikler

Tanrı oğullarının bu duruma iyi niyetlerle girmiş olmaları bile mümkündür. Belki de Kabil’in kızlarını Efendileri olan Tanrıları’yla tanıştırarak onları değiştirebileceklerine inanıyorlardı. Kabil’in kızlarının Tanrı’nın oğullarını, sonunda Efendilerini takip edeceklerini söyleyerek vaatlerle kandırmış olmaları da mümkündür.

Ancak, Tanrı’nın öğüdü daha açık olamazdı:

“İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne paydaşlığı olabilir? Mesih’le Beliyal uyum içinde olabilir mi? İnanan ile inanmayanın ortak yanı olabilir mi? Tanrı’nın tapınağıyla putlar uyuşabilir mi? Çünkü biz yaşayan Tanrı’nın tapınağıyız. Nitekim Tanrı şöyle diyor: ‘Aralarında yaşayacak, aralarında yürüyeceğim. Onların Tanrısı olacağım, Onlar da benim halkım olacak.’ Bu nedenle, ‘İmansızların arasından çıkıp ayrılın’ diyor Efendimiz. ‘Murdara dokunmayın, ben de sizi kabul edeceğim.’ Her Şeye Gücü Yeten Efendimiz diyor ki, ‘Size Baba olacağım, Siz de oğullarım, kızlarım olacaksınız’” (2. Korintliler 6:14-18).

Tanrı çocuklarının, güzel bir yüze, en iyi huylara ya da ruhsal alemle ilgili tutkulu bir inanca sahip olsalar bile, inançlı olmayan ya da inanmayan kişilerle evlenmelerini istemez. Fark etmeksizin; Tanrı bu ilişkilerin sorunlu olacağını söyler.

Merhametli olduğu için Tanrı’ya övgüler olsun. Kimi zaman isyanımıza ve kötü kararlarımıza rağmen bizi kutsar. İnançlıların inançsızlarla evlendiği ve inançsızın sonunda yola geldiği durumlar olmuştur. Ancak yine de evlenmeleri yanlıştı. Tanrı’nın sözleri çok açıktır: Eşit olmayan boyunduruklar altına girmeyin. Tanrı tövbe ve teslimiyetle bağışlar. Eğer bu doğru olmasaydı, çoğumuz için umut olmazdı. Tanrı bazen kötü seçimlerimizin sonuçlarını hafifletir, ancak O’nun öğütlerini bilerek görmezden gelmek akıllıca değildir. İnsanların yüreklerindeki tüm düşünceler sürekli olarak kötülük olduğunda, dünyadaki büyük kötülüğe yol açacak olan sorunların bir parçası haline gelirsiniz.

Dolayısıyla bu karma evliliklerin sonuçları sadece büyük değil aynı zamanda kederli şekilde de sonuçlanmıştır. Tanrı oğullarının insan kızlarını etkilemesinin yerine, insan kızları Tanrı oğullarını etkilemiştir.

Kız alıp vermeyeceksiniz. Kızlarınızı oğullarına vermeyeceksiniz; oğullarınıza da onlardan
kız almayacaksınız. Çünkü onlar
oğullarınızı beni izlemekten saptıracak, başka ilahlara tapmalarına neden olacaklardır. O zaman Efendi size öfkelenecek ve sizi çabucak yok edecek
(Yasa’nın Tekrarı 7:3, 4).

Kutsal Kitap, Tanrı oğullarının insan kızlarıyla karışması ve bunun sonucunda yaşanan felaketlerle ilgili öykülerle doludur. Tanrı tarafından seçilen Şimşon, Filistli kadınlar tarafından yoldan çıkarıldı. Ailesi putperest bir gelinle evlenmemesi için ona yalvardı, ama o istediğini almakta ısrar etti. “Annesiyle babası, ‘Akrabalarının ya da halkımızın kızları arasında kimse yok mu ki, sünnetsiz Filistliler’den kız almaya kalkıyorsun?’ diye karşılık verdiler. Ama Şimşon babasına, ‘Bana o kadını al, ondan hoşlanıyorum’ dedi” (Hâkimler 14:3).

Aynı şekilde, Kral Süleyman da hiç şüphesiz putperest ulusların kızlarıyla evlenebileceğine ve eşsiz bilgeliğiyle onları dönüştürebileceğine inanıyordu. Ancak bu putperest kızlar Süleyman’ın yüreğini saptırdı. Tanrı’nın, çocuklarının inançsızlarla evlenmemesi konusunda bu kadar kararlı olmasının nedeni budur. Neredeyse her zaman, inançlı kişinin inançsız kişi tarafından yavaş yavaş dönüştürülmesi söz konusudur, tersi değil.

İsa’nın da aynı şekilde bu son zamanlarda bize bir uyarısı vardır:

Nuh’un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun gelişinde de öyle olacak. Nuh’un gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı (Matta 24:37, 38).

İsa burada muhtemelen Tufan’a yol açan evrensel kötülüğe neden olan Yaratılış 6’daki karışık evliliklere atıfta bulunmaktadır.

Nuh’un zamanında, Tufan’dan önce olduğu gibi, dünyanın bir su tufanıyla yok edilmesine yol açan şeyler tekrar yaşanacaktır. Tufan öncesi olaylar, İsa tekrar geldiğinde dünyanın bir ateş tufanıyla yok edilmesinden önce olacakların bir ön gösterimidir. Tarih tekerrür edecek, ama biz tekerrür edenler arasında olmak zorunda değiliz.

Çok Eşlilik

Tanrı’nın oğulları ve insanların kızları arasındaki karışık evlilikler itaatsizliğin tek sonucu değildi. Yaratılış 6:2’de “beğendikleriyle evlendiler” diye okuruz. Bu aynı zamanda çokeşliliğin başladığı yerdir.

“Lemek iki kadınla evlendi. Birinin adı Âda, öbürünün ise Silla’ydı” (Yaratılış 4:19). Lemek Kabil’in oğullarından biriydi ve iki eş almıştı. Yani Tanrı’nın isteğine karşı gelen sadece kişinin inancı dışında evlenmesi değildi, birden fazla kişiyle evlenmesiydi. Evliliğin kutsallığı zamanın başlangıcında bile kayboluyordu.

Bu, bugün dünyamızda olanlara benziyor. Sadece daha da kötüleşmiş hali!

Örneğin, Sister Wives adlı popüler bir Amerikan televizyon programı, Utah, Lehi’de yaşayan ve Kody Brown adında bir adam, dört karısı ve 16 çocuklarından oluşan çok eşli bir ailenin yaşamını belgelemektedir. Brown ailesi, iki eşlilik yasaları nedeniyle Utah eyaletine dava açtı ve bu yasaların Birinci ve On dördüncü yasa değişikliklerine dayanan haklarını ihlâl ettiğini iddia etti. Tüm ulus davayı izliyordu çünkü aynı argümanlar aynı cinsiyetten birine âşık olduğunu söyleyen insanlar için de kullanılıyordu; bu itiraz ortadan kalktığında, bir kişi kolayca iki, üç ya da dört kişiye âşık olduğunu iddia edebilirdi.

Tanrı oğulları evlilik yeminlerinin kutsallığını, inançlarının özelliğini, kadın ve erkek arasındaki ayrımın önemini -bir anne, bir baba, Tanrı’nın aile için tasarımı- reddettiklerinde, şiddet kısa sürede ülkeyi doldurdu ve insanların kalplerindeki düşünceler sürekli olarak sadece kötülük oldu. İsa bunun zamanın sonunda, “İnsanoğlu’nun gelişinden” hemen önce tekrar yaşanacağını söyler.

O zaman çoktan geldi. Televizyonu açın ve hemen hemen açtığınız her kanalda; ahlâksızlık, sapkınlık, boşanma, aldatma ve bolca şiddet göreceksiniz. Evliliğin kutsallığıyla sürekli alay edilirken, pek çok program öldürme ve cinayet üzerine inşa edilmiştir.

Ama Tanrı şöyle der: “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür, insanın ömrü yüz yirmi yıl olacak” (Yaratılış 6:3). Tanrı geleceğe baktı ve tüm bu kötülüğün insanları nereye götürdüğünü gördü ve bunun sona ermesi gerektiğine karar verdi. Mesih daha sonra şöyle demiştir: “O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak” (Matta 24:22).

Son zamanlarda, Tanrı seçilmişlerin iyiliği için bunu tekrar yapmak zorunda kalacaktır. 120 yıl boyunca Tanrı’nın Ruhu, Nuh ve ailesinin vaazları ve örnekliği aracılığıyla, günaha tutsak olmuş olan bu nesille mücadele etti. Onlar dinlemeyi reddettiler. Nuh ve ailesi gemiye girip kapı kapandığında, içeride sadece sekiz kişi Tanrı’ya inanmaya devam ediyordu. Geri kalanlar için deneme süresi sona ermişti. Saflıklarını feda eden ve kendilerini kötülüğe teslim eden Kabil ile Şit’in soyundan gelen bu birleşik ırk için yaşam yedi gün daha geminin dışında devam etti. Siz bugün saf mısınız? Tanrı size, “Ruhum… her zaman insanla uğraşmayacak” diyor. Dinleyecek misiniz?

 

Dev Bir Nefiller Sorunu

Tanrı’nın oğullarının insan kızlarıyla evlenmeleri sonucunda doğan devlere yani “Nefiller’e” değinmeyi unuttuğumu düşünüyor olabilirsiniz. Eğer Tanrı’nın oğulları sadece Şit’in doğru çocuklarıysa ve erkeklerin kızları da Kabil’in kadın torunlarıysa, o zaman neden bu birlikteliklerin çocukları devler ve güçlü adamlardı? Bu talihsiz ama insani evliliklerin çocuklarını nasıl açıklayabiliriz?

Bunun “genetik canlılık” adı verilen basit bir genetik kanun olduğuna inanıyorum.

Birincisi, Nefiller her zaman vardı.

Örneğin, 1918 yılında Alton, Illinois’de doğan Robert Wadlow’u ele alalım. Doğduğunda normal kilosu 4 kiloya yakın idi. Altı aylıkken, 13,61 kg ağırlığındaydı. Bir yıl sonra, 18 aylıkken 28,12 kg ağırlığındaydı. Şişman değildi; uzundu. Şaşırtıcı bir hızla büyümeye devam etti ve sekiz yaşına geldiğinde 1,87 metre ve 88,45 kg’a ulaştı. 13 yaşına geldiğinde dünyanın en uzun boylu izcisi oldu. 13 yaşındayken boyu 2,23 metre olmuştu. Sonunda Robert’ın boyu neredeyse 2,74 metreye ulaştı! (Karşılaştırmak gerekirse, Goliath yaklaşık 2,89 metre idi.) Robert’ın boyu aslında onu modern tarihteki en uzun insan olarak nitelendirdi.

Ancak bu büyük şöhret onun için her zaman kolay olmadı. Giysileri normalin üç katı kumaş gerektiriyordu ve çok büyük numaralı ayakkabılarının çifti binlerce dolara mal oluyordu ve bunlar Büyük Buhran dönemindeydi. Robert 20 yaşına geldiğinde, Uluslararası Ayakkabı Şirketi ayakkabılarını ücretsiz olarak sağladı ve şirketi tanıtımı için onu işe aldı. Gelir elde etmek için yaptığı tek şey buydu. İyi niyet turunda 41 eyalette 800’den fazla kasabayı ziyaret etti ve 482 kilometreye yakın yol kat etti. Ayakkabı şirketi onun binebilmesi için bir arabayı modifiye etmek zorunda kaldı, arkada oturup uzun bacaklarını uzatabilmesi için ön koltuğu çıkardı.

Devasa boyutlarda olmasına rağmen çok iyi huylu, zeki ve nazikti. İnsanlar ona her zaman şaşkın bakışlar atardı. Ona “Herkesin sana bakması seni rahatsız ediyor mu?” diye sorarlardı. O da şöyle cevap verirdi: “Ben her şeyi görmezden geliyorum.” Pul koleksiyonculuğu ve fotoğrafçılıkla uğraşarak normal bir hayat sürdürmeye çalıştı. Hatta fotoğrafını çeken insanların fotoğraflarını bile çekerdi.

Robert, onu üretmek ya da varlığını açıklamak için düşmüş meleklere ya da uzaylılara ihtiyaç duymayan bir modern zaman nefiliydi. Tanrı oğulları ve insan kızlarının dev çocukları muhtemelen genetik canlılıktan kaynaklanıyordu. Bazı Pasifik Adalılarının yaptığı gibi, bir halk grubu yıllarca izole edildiğinde ve sadece birbirleriyle evlendiğinde, gen havuzu kısıtlanır ve doğum kusurlarına ve genetik anormalliklere daha yatkın hale gelir. Birkaç nesil bu tür bir izolasyondan sonra, nihayet kendi adaları veya kabileleri dışından evlendiklerinde, bu birlikteliklerin çocukları daha sağlıklı, sağlam ve hatta daha büyük olma eğilimindedir. Dünyadaki en büyük kediler, kaplanlar ve aslanlar arasında bir melez olan ‘liger’lerdir.

Evlat Edinme Seçimleri

Tanrı’nın oğlu ya da kızı olduğunu düşünen herkes gerçekten de Tanrı’nın oğlu ya da kızı değildir.

O zamanın dinsel liderleri olan Ferisiler, İsa’ya kendilerinin İbrahim’in çocukları olduklarını söyleyerek övündüler. İsa onları düzeltti. “İbrahim’in çocukları olsaydınız, İbrahim’in yaptıklarını yapardınız” (Yuhanna 8:39). İlk okuduğunuzda bu sözün İsa için ne kadar skandal olduğunu anlayamayabilirsiniz ama Ferisiler’i o kadar utandırdı ki, hevesle İsa’nın ölümünü istemeye başladılar. Ama İsa bununla yetinmedi …

İsa, “Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz” dedi. “Çünkü ben Tanrı’dan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi. Söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan. Siz babanız iblistensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır (Yuhanna 8:42–44).

Bu, gerçek mirasımızı test etmek için basit bir ilkedir. Eylemlerimizde hangi “babayı” takip ediyoruz? Ferisiler kilisenin önderleriydiler ama bu onlara güvenlik sağlamıyordu. Sadece bir sinagogun üyesi olmak ya da sadece Yahudi olmak onları Tanrı’nın çocukları yapmıyordu. Bugün de sadece kilisenizdeki kayıtlarda yer almak sizi Tanrı’nın oğlu ya da kızı yapmaz. Bunun aksine, bizler itaat ettiğimiz kişinin çocuklarıyız. İster doğruluk ister günah olsun, kimin arzularını yerine getirirsek, babamız odur (Romalılar 6:16).

Bu oldukça ciddi. Peki siz kimin çocuğusunuz? Tanrı’nın çocuğu musunuz?

Yeniden doğduğumuzda ve Tanrı’nın ailesine kabul edildiğimizde, göksel Babamızı taklit etmek isteyeceğiz. “’Tanrı’da yaşıyorum’ diyen, Mesih’in yürüdüğü yolda yürümelidir.” (1. Yuhanna 2:6).

Eğer şu anda Tanrı’nın bir oğlu ya da kızı değilseniz, harika haber şu ki, yeni bir aile seçebilirsiniz.

Musa büyüyünce inancı sayesinde firavunun kızının oğlu olarak tanınmayı reddetti. Bir süre için günahın sefasını sürmektense, Tanrı’nın halkıyla birlikte baskı görmeyi yeğledi. Mesih uğruna aşağılanmayı Mısır hazinelerinden daha büyük zenginlik saydı. Çünkü alacağı ödülü düşünüyordu (İbraniler 11:24–26).

Tanrı tarafından çağrıldığında, Musa Mısır’daki evlat edinilme biçimini göksel bir evlat edinilme biçimiyle değiştirdi. İsa aracılığıyla siz de bunu yapabilirsiniz.

Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlu’nu gönderdi. Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. Oğullar olduğunuz için Tanrı öz Oğlu’nun “Abba! Baba!” diye seslenen Ruhu’nu yüreklerinize gönderdi. Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Oğullar olduğunuz için de Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı (Galatyalılar 4:47).

Jaycee Lee Dugard, 10 Haziran 1991 tarihinde Phillip Garrido ve eşi Nancy tarafından bir otobüs durağında kaçırıldığında 11 yaşındaydı. Kimsenin göremeyeceği izole edilmiş ses geçirmez bir kulübede tutuldu. Zalimce bir köle olarak alıkondu ve aynı zamanda 18 yıl boyunca Garrido’lar için çocuk sahibi oldu. Bir süre sonra bu durum onun için normalleşti. Sıradanlaştı. Garrido ailesinin bir parçası olduğuna inanmaya başlamıştı, ancak daha sonra Phillip ve Nancy’nin gerçekte ne tür şeytanlar olduğunu öğrendi. Neyse ki, sonunda fark edilip o korkunç durumdan kurtarıldı ve gerçek ailesiyle yeniden tanıştırıldı. İşte hayatın tamamen değişmesi durumu!

Benzer şekilde, şeytan da bu dünyada Tanrı’nın çocukları olması gereken pek çok insanı kaçırmıştır. Onları kaçırmış, istismar etmiş ve gerçek aileleriyle birlikte olduklarını düşünmeleri için manipüle etmiştir. Şeytanın yalanlarının gerçek olduğuna, onun arkadaşları olduğuna ikna olmuşlardır. Phillip Garrido, Jaycee için bu iddiada bulundu. Belki siz bile şeytana o kadar alıştınız ki, kendinizi onun ailesinin bir parçası sanıyorsunuz. Etrafınızda olması sizi rahatlatıyor. Ama o çocuk kaçıran bir istismarcıdır. Uyanmalı ve İsa’nın özgür olabileceğinizi söylediğini duymalısınız.

Phillip Garrido 431 yıl hapse mahkûm edildi. Karısı ise 36 yıla mahkûm edildi. Jaycee devletten 20 milyon dolar tazminat ve büyük bir kitap anlaşması aldı. Hayatının geri kalanında parasını iyi yönetirse muhtemelen maddi olarak iyi olacak. Bir sapığın arka bahçesindeki izbe bir evde yaşamaktan özgürleşmeye, gerçek ailesini bulmaya, temiz bir hayat yaşamaya, normal bir hayat sürmeye ve birdenbire yoksulluktan zenginliğe geçmek ne büyük bir talih değişikliği. Ne kadar kökten bir dönüşüm!

Efendimiz’in bizim için yapmak istediği de budur. Şu anda Kral’ın çocuğu, sonsuz yaşamın mirasçısı ve Tanrı’nın kendisinden hoşnut olduğu bir oğlu ya da kızı olmayı seçebilirsiniz! O’ndan bunu isteyin yeter.