SIRDAN BAŞKA HER ŞEY!
Birinci Bölüm – Tanrı’nın Uyarısı
1500’lerin başlarında, Aztek imparatorluğu batı yarımküredeki en güçlü ve gelişmiş medeniyetlerden biriydi. Ancak, bir yıl içinde, 2 milyonu aşkın nüfusa sahip bu kudretli ulus sadece 600 kişi tarafından fethedildi ve köleleştirildi. Peki ya bu nasıl oldu?
Azteklerin, açık tenli ve sakallı efsanevi tüylü bir tanrı-kral olan Quetzalcoatl ile ilgili bir kehanetleri vardı. Denizin ötesinden Meksika’ya döneceği ve onları kurtarmak için doğudan bulutlarla geleceği tahmin ediliyordu.
1519’da İspanyol kalyonları, Hernando Cortez liderliğindeki bir grup fatihi Meksika’ya getirdi. Aztekler bu gemileri gördüklerinde, dalgalanan yelkenlerinin bulutlara benzediğini düşündüler. Cortez, kıyıda yaşayan bazı Kızılderililerden Aztek efsanesini duydu ve bunu kendi lehine kullanmaya karar verdi. Tanrı unvanını üstlenerek, batıl inançlı Kral II. Montezuma’nın aklını karıştırmayı umuyordu.
Kral, açık tenli ziyaretçiyi onurla karşılamayı beklerken, Cortez ordusuyla Aztek başkentinin tam merkezine doğru ilerledi. İnsanlar Cortez’in bekledikleri kurtarıcı olmadığını anladıklarında artık çok geçti.
Fatihler, Aztek halkını yağmalamaya, köleleştirmeye ve öldürmeye başladılar. Bütün ulus oyuna getirildi ve kısmen yok edildi, çünkü tanrılarının dönüşüne dair kehanetleri o kadar belirsizdi ki neredeyse herhangi bir kişi tanrılarının taklidi olarak onları kandırabilirdi.
Yakın gelecekte şeytan, İsa’nın kimliğine bürünmeye ve O’nun dünyaya dönüşünü taklit etmeye çalışacak. Ancak Tanrı’nın halkı aldatılmak zorunda değildir. Öğrencileri İsa’ya gelişinin işaretini ve dünyanın sonunu sorduklarında, onlara söylediği ilk şey, sahtekârlara karşı tetikte olmaları oldu. O şöyle demiştir, “Sakın kimse sizi saptırmasın! Birçokları, ‘Mesih benim’ diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacaklar” (Matta 24:4, 5).
Mesih daha sonra takipçilerine ikinci gelişiyle ilgili bol miktarda bilgi vermeyi sürdürdü, böylece O’nun nasıl geri döneceğine dair hiçbir şüphe kalmayacaktı. İsa sadece gelmekte olduğunu ve yakında geleceğini bilmemizi değil, aynı zamanda O’nun geliş şeklini anlamamızı da istemektedir.
Bunun bu kadar önemli olmasının nedeni, şeytanın yakında İsa’nın kimliğine bürünmeye ve O’nun dönüşünü taklit etmeye çalışacak olmasıdır. Bunun önünü açmak için şeytan, Hıristiyan dünyasına, ana akım kiliselerde neredeyse evrensel olarak kabul edilen güçlü bir yanılsama getirdi. “Gizlice göğe alınma” diye bahsedilen popüler öğretiden bahsediyorum.
Gizlice göğe alınma teorisi, Tanrı’nın halkını sahte bir güvenlik duygusuna kaptırmak ve onları bu son büyük aldatmacaya hazırlamak için tasarlanmıştır. Şeytan, İsa’nın geri geleceğini ve kalan süresinin kısa olduğunu bilmektedir (Vahiy 12:12). 6.000 yıldır aldatma becerilerini keskinleştiriyor ve son maskeli balosu onun başyapıtı olacak.
Hatta Tanrı, şeytanın öylesine bir inandırıcı iş yapacağını ki mümkün olsa seçilmişleri bile aldatacağını bildirmiştir. İsa öğrencilerine şöyle demiştir: “Eğer o zaman biri size, ‘İşte Mesih burada’, ya da ‘İşte şurada’ derse, inanmayın. Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar” (Matta 24:23, 24).
Şeytan, kırmızı tek parça giysi giyen çirkin, acayip, yarasa kanatlı bir yaratık değildir. O bir melektir- güzel, güçlü bir melektir. Ve Kutsal Kitap, onun kendini dönüştürebildiğini ve farklı biçimlerde gösterebildiğini açıkça belirtir. “Bu tür adamlar sahte elçiler, düzenbaz işçiler, kendilerine Mesih’in elçisi süsü verenlerdir. Buna şaşmamalı. Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir” (2. Korintliler 11:13, 14). Şeytan’ın son aldatmacasının ne kadar inandırıcı ve baskın olacağını hafife almamak gerekir. Eminim Mesih’i çölde baştan çıkarırken yaptığı gibi (Matta 4:1-6), Kutsal Yazılar’dan alıntı bile yapacaktır.
Şeytan ayrıca mucize illüzyonu yaratma yeteneğine de sahiptir. Musa, İsrailoğulları’nı savunmak için Firavun’un huzuruna çıktığında, Mısırlı sihirbazların Tanrı’dan gelen ilk birkaç işareti kopyalayabildiklerini hatırlayacaksınız (Mısır’dan Çıkış 7, 8. bölümler). Şeytanın işi kandırmacadır ve en büyük aldatmacasını son günlere sakladığını biliyoruz. İsa’nın nasıl geleceğini bilmemiz gerekiyor, yoksa oyuna geleceğiz.
Kutsal Kitap, İsa’nın geri döndüğünde ayaklarının asla yere değmeyeceği konusunda son derece açık ve nettir. Doğru kişilerin O’nu havada karşılamak üzere alınıp götürüleceğinden bahseder (1. Selanikliler 4:17). Bu nedenle İsa bizi ısrarla uyarmaktadır, “Bunun için size, ‘İşte Mesih çölde’ derlerse gitmeyin. ‘Bakın, iç odalarda’ derlerse inanmayın. Çünkü İnsanoğlu’nun gelişi, doğuda çakıp batıya kadar her taraftan görülen şimşek gibi olacaktır” (Matta 24:26, 27).
Şeytan, gerçek ikinci gelişin büyüklüğünde ve dünya çapında, felâket niteliğinde bir olayı tekrarlayamaz. Ancak, Hıristiyanları gizlice göğe alınma teorisine inandırabilirse buna ihtiyacı olmayacak. Dünyanın çeşitli yerlerinde boy gösterebilecek, büyük mucizeler gerçekleştirebilecek, televizyona çıkabilecek ve böylece tüm dünyayı kandırabilecektir.
Her general, savaşta zaferin anahtarının sürpriz bir unsurun korunması olduğunu bilir. Zekice bir oyalama taktiği sayesinde birçok savaş kazanıldı. Bir ordu dikkati dağılmış halde başka bir yöne bakıyorken, düşman arkadan gelerek onları ele geçirdi. Şeytan son saldırısında da aynı şeyi yapacaktır. Baş aldatıcı her zaman Tanrı olmak istemiştir. Artık ölüme mahkûm olduğunu biliyor, ancak cennete karşı son alay girişimi, İsa’nın kimliğine bürünmek ve kayıp bir dünyayı kendine tapındırmak olacaktır.
Şeytan’ın aldatmacaları güçlü ve inandırıcı olacaktır, ancak Mesih, gerçeği yanlıştan ayırt etmemize yardımcı olmak için bize bol miktarda bilgi vermiştir.
İkinci Bölüm – Gizli Değil
Göğe alınma olacak mı? Evet. Bu gizli bir şekilde mi olacak? HAYIR!
Göğe alınma, “bir güçle götürülmek” anlamına gelir ve İsa geldiğinde, yaşayan doğruların Tanrı’yla havada buluşmak üzere alınacakları doğrudur (1. Selanikliler 4:17). Ancak birçok kişi bu göğe alınmanın sessizce gerçekleşeceğine, dünyanın dört bir yanındaki sadık Hıristiyanların aniden ortadan kaybolacağına ve burada, yeryüzündeki yaşamın yedi yıllık bir sıkıntı dönemi boyunca devam edeceğine inanmaya başladı. Bu süre zarfında, birçok kişinin değişeceğini ve Mesih’in son gelişinden önce kurtuluş için “ikinci bir şansa” sahip olacağını söylüyorlar.
Gizlice göğe alınma senaryosu ilk bakışta rahatlatıcı görünse de Kutsal Yazılar’da bunu destekleyen hiçbir bilgi yoktur. Kutsal Kitap açıkça, İsa’nın tekrar geldiği zaman, her birimizin duyularının delil bombardımanına uğrayacağını açıkça öğretir!
O’nun Gelişi Gerçek Olacak
“İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut O’nu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı. İsa giderken onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. “Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?” diye sordular. “Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir” (Elçilerin İşleri 1:9–11).
Cennetten gelen haberciler, öğrencilerine İsa’nın bu dünyaya gittiği gibi geri döneceğini söylediler. İsa bulutların arasında gitti ve bulutların içinde geri gelecek. O’nun gidişi görünür bir şekilde idi ve tekrar gelişi de görünür olacaktır. O gittiğinde gerçek bir bedeni vardı ve aynı şekilde gerçek bir bedenle geri dönecektir..
O’nun Gelişi Görünür Olacak
“İşte bulutlarla geliyor! Her göz O’nu görecek, …” (Vahiy 1:7).
“Çünkü İnsanoğlu’nun gelişi, doğuda çakıp batıya kadar her taraftan görülen şimşek gibi olacaktır” (Matta 24:27).
“O zaman İnsanoğlu’nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler” (Matta 24:30).
Mesih geldiğinde, bu yalnızca yerel bir gözlem ya da izole bir olay olmayacak. Bu tüm dünyada görünür halde olacak.
O’nun Gelişi Duyulur Olacak
“Efendi’nin kendisi, bir emir çağrısıyla, baş meleğin seslenmesiyle, Tanrı’nın borazanıyla gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek. Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Tanrı’yı havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Tanrı’yla birlikte olacağız” (1. Selanikliler 4:16, 17).
“… Yükseklerden kükreyecek Tanrı, kutsal konutundan gürleyecek, ağılına şiddetle kükreyecek. Dünyada yaşayanların tümüne üzüm ezenler gibi bağıracak” (Yeremya 25:30).
“Tanrımız geliyor, sessiz kalmayacak, önünde yanan ateş her şeyi kül ediyor, çevresinde şiddetli bir fırtına esiyor” (Mezmurlar 50:3).
Okuduğunuz Kutsal Yazılar’dan da görebileceğiniz gibi, Mesih’in ikinci gelişi gürültülü olacak! Bağırışlar, borazan sesleri ve her türden gürültü orada olacak. Hiç kimse yanlışlıkla onu gözden kaçırmayacak veya ertesi gün gazetede okuyamayacak.
O’nun Gelişi Duygusal Olacak
“Dünyanın üzerine gelecek felâketleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak. Çünkü göksel güçler sarsılacak. O zaman İnsanoğlu’nun bulut içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler” (Luka 21:26, 27).
“O gün diyecekler ki, ‘İşte Tanrımız budur; O’na umut bağlamıştık, bizi kurtardı, Tanrı O’dur, O’na umut bağlamıştık, O’nun kurtarışıyla sevinip coşalım’” (Yeşaya 25:9).
Mesih geri döndüğünde hem kötüler hem de doğrular için duygusal bir gün olacak. Kurtulanlar sonsuz kurtuluşun muazzam sevincini yaşarken, kaybedenler tarifsiz korku ve ıstırap yaşayacaklar.
O’nun Gelişi Mezarları Açacak
“Çünkü Babam’ın isteği, Oğul’u gören ve O’na inanan herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim” (Yuhanna 6:40).
“Herkes nasıl Âdem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak. Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesih’in gelişinde Mesih’e ait olanlar” (1. Korintliler 15:22, 23).
“Efendi’nin kendisi, bir emir çağrısıyla, baş meleğin seslenmesiyle, Tanrı’nın borazanıyla gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek. Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Tanrı’yı havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Tanrı’yla birlikte olacağız” (1. Selanikliler 4:16, 17).
Bu, Kutsal Kitap’ın göğe alınma tanımıdır. Mesih’teki ölüler O’nun gücüyle dirilecek ve O’nunla havada buluşacak. Daha sonra, hâlâ hayatta olan inançlılar da alınacak. Bu gizli bir şekilde olmayacak!
O’nun Gelişi Yeryüzünü Yok Edecek
“Yeryüzü büsbütün çatlayıp yarılacak, sarsıldıkça sarsılacak. Dünya sarhoş gibi yalpalayacak, bir kulübe gibi sallanacak, isyanlarının ağırlığı altında çökecek. Ve bir daha kalkamayacak” (Yeşaya 24:19, 20).
“Gökyüzü dürülen bir tomar gibi ortadan kalktı. Her dağ, her ada yerinden sökülüp alındı” (Vahiy 6:14).
“O anda şimşekler çaktı, uğultular, gök gürlemeleri işitildi. Öyle büyük bir deprem oldu ki, yeryüzünde insan oldu olalı bu kadar büyük bir deprem olmamıştı. Büyük kent üçe bölündü. Ulusların kentleri yerle bir oldu. Tanrı büyük Babil’i anımsadı, ona ateşli gazabının şarabını içeren kâseyi verdi. Bütün adalar ortadan kalktı, dağlar yok oldu” (Vahiy 16:18–20).
Bu dünya, Mesih geldikten sonra insanlar için yaşanamaz hale gelecektir. O’nun gelişi yeryüzünün temellerini sarsacak.
O’nun Gelişi Son Yargı Anlamına Gelecek
“İnsanoğlu, Babası’nın görkemi içinde melekleriyle gelecek ve herkese, yaptığının karşılığını verecektir” (Matta 16:27).
“İşte tez geliyorum! Vereceğim ödüller yanımdadır. Herkese yaptığının karşılığını vereceğim” (Vahiy 22:12).
Nihai ödülümüzü Mesih’in dönüşünde alacağız. Her kişinin kararı zaten verilmiş olacaktır; dönüşmek için ikinci bir şans olmayacaktır. Mesih’i takip etme kararı alma zamanı şimdidir!
Üçüncü Bölüm – Akıl Karışıklığının Temeli
Kutsal Kitap’ta Mesih’in geliş şekliyle ilgili bu kadar çok kanıt varken, insanlar göğe alınmanın gizli bir olay olacağı fikrine nasıl kapıldılar?
Çoğu aldatmacada olduğu gibi, gizlice göğe alınma teorisi, bağlamından koparılmış birkaç metne dayanmaktadır. Kutsal Yazılar’daki iki ana kavram, “gizlice” göğe alınmayı doğrulamak için kullanılmıştır.
Bunlardan birincisi, İsa’nın “gece hırsız nasıl gelirse” o şekilde geleceğidir. Gizlice göğe alınma teorisi, bunun Mesih’in doğru insanları çalmak ve onları sessizce cennete götürmek için gizlice geleceği anlamına geldiğini varsayar.
Mesih’in gelişi, Yeni Ahit boyunca birkaç kez “bir hırsız” olarak tanımlanır. Bu pasajlardan birine bakalım ve gizli bir göğe alınmayı tarif edip etmediğini görelim. “Ama Efendi’nin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp tükenecek” (2.Petrus 3:10). Bu gizli bir olay gibi görünmüyor, değil mi?
İsa, bir hırsız olarak dönüşünü anlatırken bunun sessiz olacağını değil, ani ve beklenmedik bir şekilde olacağını, yani kötülerin şaşıracağını kastetmiştir. “Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın hangi saatte geleceğini bilse, evinin soyulmasına fırsat vermez. Siz de hazır olun. Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir” (Luka 12:39, 40). Benzer şekilde, Pavlus Selanik’teki Hıristiyanlara şöyle demiştir, “Ama kardeşler, siz karanlıkta değilsiniz ki, o gün sizi hırsız gibi yakalasın” (1. Selanikliler 5:4). Tanrı, takipçilerinin şaşırmasını istemez. O bizim dikkatli ve hazır olmamızı ister.
Bu gerçeği daha da açıklamak için, İsa demiştir ki, “Hiç kimse güçlü adamın evine girip malını çalamaz. Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir” (Markos 3:27).
Hırsız adamın evine girmiş, onu bağlayıp bir dolaba atmış ve sonra da değerli eşyalarını ararken evi yağmalamış, bütün bunlar olurken ev sahibinin soygundan habersiz olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Tabii ki hayır!
Aynı şekilde, ikinci gelişin günü ve saati gizlidir, fakat o şanlı olay meydana gelince herkes bilecektir!
Bu “gizlice” gelişi desteklemek için kullanılan ikinci kavram Luka 17:34-36’da bulunur: “Size şunu söyleyeyim, o gece aynı yatakta olan iki kişiden biri alınacak, öbürü bırakılacak. Birlikte buğday öğüten iki kadından biri alınacak, öbürü bırakılacak.”
Gizlice göğe alınma savunucuları, bu pasajın, İsa döndüğünde kutsalların aniden yeryüzünden kaybolacağını kanıtladığını söylüyorlar. Ama kanıtlara gerçekçi bir şekilde göz atalım ve bu ayetlerin aslında ne öğrettiğine bakalım.
Luka 17:34–36’da İsa basit bir noktayı açıklamak için en sevdiği sembollerden bazılarını kullanır. Zamanın sonunda, dünya üzerinde yaşayan sadece iki grup insan olacak; kaybolanlar ve kurtulanlar.
Aynı Yatakta Yatan İki Kişi
Yatak genellikle uykuyu çağrıştırır ve İsa uykuyu ölümün sembolü olarak kullanırdı. O’nunla öğrencileri arasında şu diyalog geçmiştir: “‘Dostumuz Lazar uyudu’ diye ekledi, … Öğrenciler, ‘Ey Efendimiz’ dediler, ‘Uyuduysa iyileşecektir.’ … Bunun üzerine İsa açıkça, ‘Lazar öldü’ dedi” (Yuhanna 11:11, 14). Kıyamet gününde mezarda iki çeşit insan yatacaktır, kaybolan ve kurtulan.
Birlikte Buğday Öğüten İki Kadın
Kutsal Kitap kehanetlerinde kadın, kilisenin sembolüdür (Yeremya 6:2). Buğday öğütmek, Tanrı Sözü ile çalışmayı temsil eder. Mesih ihtişamla geldiğinde, iki tür kilise olacak- yanlış ve doğru. Her ikisi de görünüşte aynı şeyi yapıyor olacak, ancak yalnızca biri kurtarılacak.
Tarladaki İki Adam
Tarla dünyayı temsil etmektedir (Matta 13:38). İsa tekrar geldiğinde, tarlada çalışan iki tür misyoner olacak- yanlış ve doğru. Bu yüzden O şöyle demiştir “O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ey Efendimiz, Ey Efendimiz! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’ O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim” (Matta 7:22, 23).
Dördüncü Bölüm – Geriye Bırakılma Diye Bir Şey Yok
Gizlice göğe alınma teorisinde yer alan bir başka yaygın yanılgı, insanların Mesih’in dönüşünden sonra birkaç yıl daha burada yeryüzünde yaşamaya devam edecekleridir. Ancak Kutsal Kitap, İsa’nın bir sonraki gelişinde bu gezegende hayatta kimsenin kalmayacağını açıkça öğretir.
Örneğin, çağın sonuyla ilgili kehanetinde Yeremya şunları yazmıştır: “Ben Yeremya yere baktım, şekilsizdi, boştu, göğe baktım, ışık yoktu. Dağlara baktım, titriyorlardı, bütün tepeler sarsılıyordu. Baktım, insan yoktu, gökte uçan bütün kuşlar kaçmıştı. Baktım, verimli toprak çöle dönmüş, bütün kentler yıkılmıştı. Bütün bunlar Tanrı’nın yüzünden, O’nun kızgın öfkesi yüzünden olmuştu” (Yeremya 4:23–26).
Başka bir yerde ise şöyle açıklamıştır, “O gün Tanrı dünyayı bir uçtan bir uca öldürülenlerle dolduracak. Onlar için yas tutulmayacak, toplanıp gömülmeyecekler. Toprağın üzerinde gübre gibi kalacaklar” (Yeremya 25:33).
Yeşaya peygamber, ikinci gelişin ardından dünyanın durumuyla ilgili kehanetinde aynı kasvetli koşulları anlatır. “İşte Tanrı yeryüzünü harap edip viraneye çevirecek, yeryüzünü altüst edecek, üzerinde yaşayanları darmadağın edecek.” “Dünya tümüyle yağmalanıp viraneye çevrilecek. Tanrı böyle söyledi” (Yeşaya 24:1, 3).
Son olarak, Kutsal Yazılar’dan şu pasajı ele alalım: “Nuh’un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun günlerinde de öyle olacak. Nuh’un gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti. Lut’un günlerinde de durum aynıydı. İnsanlar yiyip içiyor, alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı. Ama Lut’un Sodom’dan ayrıldığı gün gökten ateşle kükürt yağdı ve hepsini yok etti. İnsanoğlu’nun ortaya çıkacağı gün durum aynı olacaktır” (Luka 17:26–30).
Tufan’ın Nuh’a geldiği gün ve ateşin Sodom’a geldiği gün kötülerin yok edildiğine dikkat edin. İsa, bu pasajın hem başında hem de sonunda, tüm kötüleri yok eden bu önceki yargıların, O’nun ikinci gelişinde olacakların örnekleri olduğunu vurgular. Kutsal Kitap, İsa geldikten sonra yeryüzündeki yaşamın ne insan ne de hayvan için devam etmeyeceği konusunda çok açıktır.
Beşinci Bölüm – Sıkıntı Zamanı Boyunca Mesih ile Birlikte
Doğruların, sıkıntı zamanından hemen önce dünyadan alınacağı ve yalnızca kötülerin yedi yıllık sıkıntıya katlanmak üzere geride bırakılacağı fikri çok çekici olabilir. Belki de bu öğretinin bu kadar yaygın kabul görmesinin nedeni budur. Ancak Kutsal Kitap açıkça tam tersini öğretmektedir.
Kutsal Yazılar’ın hiçbir yerinde “yedi yıllık sıkıntı” ifadesi geçmemektedir. Ancak İsa, dönüşünden hemen önce dünyanın üzerine korkunç bir sıkıntı zamanının geleceğini ve bu dünyanın tarihindeki herhangi bir zamandan daha yoğun olacağını söyledi. Zeytin Dağı’ndaki büyük geleceğe yönelik konuşmasında İsa şu açıklamayı yapmıştır: “Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak” (Matta 24:21, 22).
Seçilmişler büyük sıkıntı sırasında dünyada olmasaydı, günlerin kısaltılmasına da gerek kalmazdı!
Kutsal Kitap boyunca Tanrı’nın Kendi halkını sıkıntılardan kurtarmasının değil, sıkıntı boyunca onları koruduğunun ve sonunda kurtardığının örneklerini görüyoruz.
- Nuh, Tufan’dan kurtarılmadı, ancak Tufan sürecinde korundu ve kurtuldu.
- Daniel, aslan çukurundan kurtarılmadı, ama çukur içinde korundu ve kurtuldu.
- Şadrak, Meşak ve Abednego, ateş fırınından kurtarılmadı, ama fırın içinde korundu ve kurtuldu. Aslında, İsa onlarla birlikte o zorlu süreci yaşadı ve aynı şekilde büyük sıkıntı döneminden de bizimle birlikte geçecek!
- İsrailoğulları Mısır’dan önce belalar gelmeden önce kurtarılmadı, ancak sonradan kurtarıldı. Tanrı, onları Mısır’da 10 bela boyunca koruyarak sevgisini ve gücünü gösterdi. Aynı şekilde, doğru kişiler, Yuhanna’nın Vahiy Kitabı’nda bahsedilen yedi son bela geldiğinde (Vahiy 16. bölüm), dünyada olacaklar, ama Tanrı onları koruyacaktır.
Tanrı hayatımızın her zaman kolay olacağını hiç vaat etmemiştir. Mesih, öğrencileri için Babası’na şöyle dua etmiştir, “Onları dünyadan uzaklaştırmanı değil, kötü olandan korumanı istiyorum” (Yuhanna 17:15). Aynı şekilde, 2. Timoteos 3:12’de Pavlus şöyle ifade etmiştir, “Mesih İsa’ya ait olup Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek”. Ayrıca Pavlus bir grup öğrenciye “Tanrı’nın Egemenliği’ne, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir” (Elçilerin İşleri 14:22) demiştir.
İsa, iki ev inşaatçısı benzetmesinde, fırtınanın, kum üzerine bina yapan budala adama geldiği kadar, kaya üzerine bina yapan bilge adama da fırtına geleceğini öğretti (Matta 7:24-27). Fırtına herkese gelecek.
İyi haber şu ki, Tanrı’nın çocukları yaklaşan sıkıntıdan kurtulacak. Onlar, Great Basin Bristlecone çam ağacının kullandığı aynı hayatta kalma becerilerini uygulayarak dayanacaklardır. Gezegendeki yaşayan en yaşlı ağaçlardan biri olduğuna inanılan bu ağaç 4.000 yıldan fazla yaşayabilir. Issız dağ zirvelerinde bulunan bu eski yaprak dökmeyen ağaçlardan bazıları, binlerce yıldır yoğun dondurucu rüzgâra, şiddetli yağmura, kavurucu güneşe ve şiddetli elektrik fırtınalarına dayanmıştır.
Peki ya bu kadar sert ve olumsuz koşullarda hayatta kalmayı nasıl başarıyor bu ağaç? Köklerini derinlere salıyor, sağlam bir kayanın etrafına inatla sarıyor ve sıkıca tutunuyor.
Aynı şekilde, kutsallar da inanç köklerini Tanrı Sözü’nün derinliklerine gömmek ve güçlü Çağların Kayası’na ısrarla sarılmak durumunda kalacaklardır.
Unutmayın, Tanrı her zaman sıkıntıdan bir kaçış sağlamasa da bize bu sıkıntıları aşmamız için güç ve kuvvet vermeyi vaat ediyor. “Beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim” (Filipililer 4:13).
Altıncı Bölüm – Sıkıntılı Zamanlar
İsa’nın dönüşünden hemen önce gerçekleşecek olan büyük sıkıntıyı tartışırken, geçmişte Tanrı’nın kavmi için başka birçok “sıkıntılı zamanlar” olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Örneğin, İsrailoğulları Mısır’dan çıkmadan önce 400 yıllık sıkıntıya katlandılar (Elçilerin İşleri 7:6). İlk Hıristiyanlar da İstefanos’un taşlanmasından hemen sonra sıkıntılı bir dönemden geçtiler (Elçilerin İşleri 8:1). MS 303-313 yılları arasında, Smyrna kilisesinin temsil ettiği dönemde (Vahiy 2:10), Tanrı’nın halkı 10 yıllık bir sıkıntı dönemi yaşadı. Ama belki de en dikkate değer sorun zamanı, Karanlık Çağlar sırasında gerçek Hıristiyanlara karşı yürütülen 1260 yıllık yoğun zulümdü. “Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.” “Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı” (Vahiy 12:6, 13).
Bu dönemlerin her biri Tanrı’nın halkı için ne kadar karanlık olursa olsun, hiçbiri yakında gerçekleşecek olan son büyük sıkıntıyla kıyaslanamaz. Büyük sıkıntı, Vahiy 16. bölümdeki son yedi belanın düşeceği zamana karşılık gelir. “Gökte büyük ve şaşılası başka bir belirti gördüm: Son yedi belayı taşıyan yedi melekti. Çünkü Tanrı’nın öfkesi bu belalarla son buluyordu” (Vahiy 15:1).
Tanrı’nın gazabı, O’nun yasasına uymayanlara, O’nun hakikatini çarpıtanlara ve halkına zulmedenlere yöneltilecektir. “Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı’nın gazabı gökten açıkça gösterilmektedir” (Romalılar 1:18).
Büyük sıkıntı Armagedon Savaşı ile aynı zamana denk gelir. Her ikisi de Mesih’in ikinci gelişinden hemen önce gerçekleşir. “Üç kötü ruh, kralları İbranice Armagedon denilen yere topladılar. Yedinci melek tasını havaya boşalttı. Tapınaktaki tahttan yükselen gür bir ses, ‘Tamam!’ dedi” (Vahiy 16:16, 17).
İnanıyorum ki, büyük sıkıntılı dönem sadece bir veya iki ay sürecek. İşte bunun kısa bir zaman dilimi olacağını belirten birkaç Kutsal Yazı.
Vahiy 18:8 bize şunu söyler, “Bu nedenle başına gelecek belalar… bir gün içinde gelecek. …” Kutsal Kitap kehanetlerinde bir “gün” gerçek anlamda bir yılı temsil eder (Hezekiel 4:6; Sayılar 14:34; Luka 13:32). Dolayısıyla Vahiy, “belalar… bir gün içinde gelecek” dediği zaman, bu, bir yıl içinde veya bundan daha kısa bir süre içinde anlamına gelmektedir.
Dahası, son yedi belanın doğası -nehirler ve denizler kana bulanıyor ve gezegen büyük bir ısıyla kavruluyor- insan ırkının bir veya iki aydan fazla hayatta kalmasını imkânsız hale getiriyor. Bu nedenle İsa şöyle demiştir, “O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak” (Matta 24:22).
Yedinci Bölüm – Belalardan Hemen Önce
İsrailoğulları’nın Mısır’ın üzerine bela gelmeden hemen önceki yaşadıkları, Vahiy 16. bölümde anlatılan son yedi beladan önce Tanrı’nın halkının başına geleceklerin bir örneği veya simgesi olduğundan, bu öyküyü daha yakından inceleyelim.
İsrailoğulları 400 yıllık kölelikten sonra Mısır dininden etkilenmiş ve Tanrı’nın yasasını unutmuşlardı. Böylece Musa ve Harun, Firavun’la görüşmeden önce, yaratılışın Şabat Günü de dahil olmak üzere, Tanrı’nın yasasına bağlılığın yeniden canlanmasını teşvik etmek için İsrail liderleriyle görüştüler (Mısır’dan Çıkış 4:29-31). Halk içtenlikle karşılık vermiş, bu yüzden Firavun sinirlenip ardından Musa ve Harun’a şöyle demiştir, “Bakın, halkınız Mısırlılar’dan daha kalabalık, oysa siz onların işini engellemeye çalışıyorsunuz” (Mısır’dan Çıkış 5:5). İsrailoğullarının daha Sina Dağı’na gelmeden önce Şabat’ın Tanrı’nın yasasının bir parçası olduğunu bildiklerini unutmayın (Mısır’dan Çıkış 16:22-28).
Benzer şekilde, büyük sıkıntının başlamasından önce, tapınma ve Şabat emri konusu bir kez daha özel bir dikkatle ele alınacaktır. Vahiy 14:7’de bir melek Tanrı’nın halkını “Göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratana” tapınmaya çağırır. Melek, “Çünkü ben, Tanrı yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim” diyen Şabat emrinden açıkça alıntı yapmaktadır (Mısır’dan Çıkış 20:11).
Şabat gerçeği de dahil olmak üzere Tanrı’nın yasasının yaygın bir şekilde yeniden keşfedilmesi, ejderhayı öfkeden uyandıran alarm olacaktır. Şeytan, tüm sevgi ilişkilerinin zaman üzerine kurulduğunu bildiği için Şabat’tan nefret eder. Eğer o, Tanrı’nın halkının Yaratıcıları ile kaliteli zaman geçirmesi için ayrılan günü yok edebiliyorsa, ilişkiyi de yok edebilir. Bunun karı kocalar arasında veya babalar ve oğullar arasında defalarca olduğunu görmekteyiz. İki kişi birlikte kaliteli zaman geçirmeyi bırakırsa, kısa sürede o ilişki bozulur.
İsrailoğulları, Tanrı’nın yedinci gün Şabat’ını kutsal tutma çağrısına karşılık verdiğinde, Firavun öfkelenmiştir. İnsanların sadece iş, iş, iş diye odaklandıkları sürece özgürlük hakkında düşünecek zamanları olmayacağını biliyordu. Şeytan bugün de aynı stratejiyi uyguluyor. Amacı, insanları işle o kadar meşgul etmek ve bu hayatın kaygılarıyla o kadar oyalamaktır ki, onların, Yaratıcıları’na tapınmaya zamanları kalmasın. O eğer insanların Şabat tatilini ihmal etmelerine neden olursa, kurtuluşu ciddi bir şekilde düşünmeye asla vakit bulamayacaklarını biliyor.
Tarih boyunca zamanın sonuna doğru bakıldığında, Tanrı, sadık halkının dördüncü emir olan Şabat’ı koruyacağını biliyordu. Bu nedenle, sıkıntıyla bağlantılı olarak, İsa takipçilerine “Dua edin ki, kaçışınız kışa ya da Şabat Günü’ne rastlamasın” (Matta 24:20) demiştir.
Bu küçük sıkıntı döneminin Mısır’a bela gelmeden önceki döneme benzediği başka bir yönü, Tanrı’nın halkının acı bir zorluk dönemine dayanmalarının isteneceğidir. Musa’nın zamanında, öfkeli Firavun, İsrailoğullarının, kalplerini Tanrılarından uzaklaştırmaya çalışarak onlara gerekli samanı sağlamaksızın normal tuğla kotasını üretmeye zorlamıştır.
Aynı şekilde, sıkıntıdan önce yönetim, Tanrı’nın son zaman halkına canavarın işaretini almaları için baskı yapmak üzere siyasal ve ekonomik yaptırımlar kullanacak. Bu süre boyunca kutsallar, sert toplumsal, siyasal ve dinsel muhalefetle karşı karşıya kalarak inançlarını paylaşmaları için çağrılacaklar. “Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin ne de satabilsin” (Vahiy 13:17).
Bu, Tanrı’nın halkını itaatten caydırmada başarısız olduğunda, son bir ölüm kararı olacaktır. Kutsal Kitap şöyle der: “Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin” (Vahiy 13:15). Bu zaman, büyük zulmün başlangıcı ve yedi son belanın düşmeye başladığı zamandır.
Sıkıntı zamanı, Tanrı’nın itaatli çocuklarına karşı iblisin öfkesiyle başlar (Vahiy 12:17) ve canavara itaat edenlere karşı Tanrı’nın öfkesiyle sona erer (Vahiy 14:9, 10).
Sekizinci Bölüm – İkinci Bir Şans Yok
Bu son sürenin bu kadar yoğun olmasının asıl nedeni, kayıp insanlar için deneme süresi kapandıktan sonra gelecek olmasıdır. Tanrı bununla ilgili ilk kehaneti hizmetkârı Daniel’e verdi ve o da şöyle yazdı: “O zaman senin halkını koruyan büyük önder Mikail görünecek. Ulusun oluşumundan beri hiç görülmemiş bir sıkıntı dönemi olacak. Bu dönemde halkın –adı kitapta yazılı olanlar– kurtulacak” (Daniel 12:1). Dikkat edin, büyük sıkıntı başladığında, tüm insanların davası sonsuza dek karara bağlanmış olacaktır.
Tıpkı geminin kapısının Tufan başlamadan yedi gün önce kapandığı gibi, kurtuluş ve lütuf kapısı dünya için kapanacaktır. Ve o zaman İsa şöyle diyecek, “Kötülük yapan, yine kötülük yapsın. Kirli olan, kirli işlerini sürdürsün. Doğru olan, yine doğruyu yapsın. Kutsal olan kutsal kalsın. İşte tez geliyorum! Vereceğim ödüller yanımdadır. Herkese yaptığının karşılığını vereceğim” (Vahiy 22:11, 12).
Dünya tarihinde ilk defa, Tanrı’nın Ruhu kaybedenlerden tamamen çekilecek. Kurtulmayanlar tamamen şeytanî kontrol altına verilecek. Kurtulanlar sonsuza dek mühürlenecek ve kaybedenler sonsuza dek kaybedecek. Artık bir taraftan diğer tarafa geçiş olmayacak!
Dokuzuncu Bölüm – Yargılanan Tanrı
Eğer bir kimse bela ile gerçeği bulamıyorsa, o zaman neden Tanrı belalara izin veriyor?
Tanrı’nın Ruhu binlerce yıldır insanların yüreklerinde işlemektedir. Ancak O, bunun her zaman böyle olmayacağı konusunda uyarmıştır (Yaratılış 6:3). Şeytan, tamamen kendi kontrolü altında olan bir dünyanın nasıl bir yer olacağını göstermek için bir fırsata sahip olmalıdır. Ve bu yüzden Tanrı, çatışma rüzgârının engelsizce esmesine izin verecektir — ancak tabii ki hizmetkârları tamamen mühürlenmeden önce değil (Vahiy 7:1-3).
Büyük sıkıntı evrene hiçbir şeyin — dünya tarihindeki en kötü koşulların bile — yeryüzünde hâlihazırda yaşayanların karakterlerini değiştiremeyeceğini kanıtlayacaktır. Tanrı’nın halkı ne olursa olsun O’na güvenecek ve O’nun düşmanları ne olursa olsun O’na isyan edeceklerdir.
Zorluklar bazen kayıp bir ruhu tövbe ve pişmanlık yoluna döndürebilir, ancak yedi son belanın yeryüzüne döküldüğü sırada, kötüler artık onların içinde hiçbir kurtarılabilir özelliğin kalmadığını açığa vuracaklardır. Aşağıdaki üç ayet bu durumu kanıtlamaktadır:
“Dördüncü melek tasını güneşe boşalttı. Bununla güneşe insanları yakma gücü verildi. İnsanlar korkunç bir ısıyla kavruldular. Tövbe edip bu belalara egemen olan Tanrı’yı yücelteceklerine, O’nun adına küfrettiler” (Vahiy 16:8, 9).
“Istırap ve yaralarından ötürü Göğün Tanrısı’na küfrettiler. Yaptıklarından tövbe etmediler” (Vahiy 16:11).
“İnsanların üzerine gökten tanesi yaklaşık kırk kilo ağırlığında iri dolu yağdı. Dolu belası öyle korkunçtu ki, insanlar bu yüzden Tanrı’ya küfrettiler” (Vahiy 16:21).
Onuncu Bölüm – Korkuya Gerek Yok
Belki de sizin büyük sıkıntıya ilişkin aklınızdaki resim her zaman şu korkunç yemek tarifine benzemiştir:
Armagedon’un tamamını bir düdüklü tencereye dökün ve sonra Yakup’un sıkıntısı ile öğütülmüş Babil’i yavaşça ekleyerek son yedi belayı karıştırın. Sonra eşit miktarda iki tam kutu öfkeyi — birini Tanrı’dan ve birini şeytandan olmak üzere ekleyin ve karıştırın. Kapağı sağlamca kapatın ve yüksek ateşte pişirin.
Yaklaşan sıkıntıyı düşündüğümüzde hepimiz gözümüzde korkutucu görüntüler canlandırıyor gibiyiz. Kendinize bir iyilik yapın; onun yerine bunu deneyin. İsa’yı karanlık bir denizde kırılgan küçük bir teknede, dalgaların yükseldiği ve rüzgârın uğuldadığı bir şekilde hayal edin. Markos 4:38–40 bu sahneyi şöyle kaydeder: “İsa, teknenin arka tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O’nu uyandırıp, ‘Öğretmenimiz, öleceğiz! Hiç aldırmıyor musun?’ dediler. İsa kalkıp rüzgârı azarladı, göle, ‘Sus, sakin ol!’ dedi. Rüzgâr dindi, ortalık sütliman oldu.”
Sonra İsa onlara şöyle dedi, “Neden korkuyorsunuz? Hâlâ inancınız yok mu?” İsa, göksel Babası’na olan inancıyla bir bebek gibi huzurlu bir şekilde dinlendi. O’nun hizmeti boyunca tekrar tekrar ilettiği bir mesaj ise “Korkma!” idi.
Yuhanna 16:33’te İsa şöyle demiştir: “Bunları size, bende esenliğiniz olsun diye söyledim. Dünyada sıkıntınız olacak. Ama cesur olun, ben dünyayı yendim!”
Tanrı korkuyla değil, inançla yaşamamızı istemektedir. “Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar. Çünkü korku işkencedir. Korkan kişi sevgide yetkin kılınmamıştır” (1. Yuhanna 4:18).
Dünyanın en karanlık saati ve en büyük denemesi sırasında, Tanrı bize en güçlü huzuru ve inancı sağlayacaktır. Sadece İsa’nın teknede bizimle olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Fırın yedi kez ısıtılsa da eğer İsa yanımızdaysa, içinden güvenle geçebiliriz.
Doksan birinci Mezmur, son büyük sıkıntı sırasında yaşayanlar için özel vaatler içerir. Der ki, “Ne gecenin dehşetinden korkarsın ne gündüz uçan oktan ne karanlıkta dolaşan hastalıktan ne de öğleyin yok eden kırgından. Yanında bin kişi, sağında on bin kişi kırılsa bile, sana dokunmaz. Sen yalnız kendi gözlerinle seyredecek, kötülerin cezasını göreceksin” (Mezmurlar 91:5–8).
Mezmur yazarı, eğer Tanrı bizim sığınağımızsa, felâketler sırasında dünyanın ortasında olacağımızı ve yine de bize bir zarar gelmeyeceğini açıkça belirtir. “Başına kötülük gelmeyecek, çadırına felâket yaklaşmayacak” (Mezmurlar 91:10).
On Birinci Bölüm – Göklerden Gelen Kurtarış
2 Haziran Cuma, 1995 tarihinde Kaptan Scott O’Grady, F-16’sıyla Bosna üzerinde uçarken uçağı Sırp hava savunma ateşiyle ikiye bölündü. Hızlıca fırlatma koltuğunu kullanarak paraşütle yere indi. Aniden kendisini farklı, düşmanca bir dünyada buldu ve tüm Sırp ordusu onu bulmak için her yeri karış karış taradı.
Altı gün boyunca dua etti, sık sık yüzünü toprağa gömerek birkaç adım uzaklıktan geçen düşman askerlerinin onu görmesini önledi. Altı uzun gün boyunca soğuk, ıslak, yorgun, aç, böceklerle beslenir ve kirli su içer şekilde hayatta kalmayı başardı. Her gece küçük radyosuyla yardım çağrıları yapıyor, düşmanlardan kaçıyor ve çalılara saklanıyordu.
Sonra göklerden cüretkâr bir kurtarış geldi. Kırk uçak, yüzlerce asker, uydular ve tüm NATO’nun birleşik teknolojisi, çaresiz bir askeri kurtarmak için görevlendirilmişti.
Tanrı, halkı için daha mı azını yapacak?
Kaptan Scott O’Grady Amerika Birleşik Devletleri’ne döndüğünde bir kahraman olarak karşılandı. Neden mi? Çünkü o büyük bir sıkıntıdan çıkmıştı. Biz de kısa bir sıkıntı dönemine katlanmak zorunda kalabiliriz, ancak bu, İsa’nın melek ordularıyla gökyüzünden çıkıp Kendi çocuklarını kurtarmak için geldiği muhteşem anla kıyaslandığında önemsizleşecektir.
“Kanım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez” (Romalılar 8:18).
